Ozoz’s Blog


ozoz blog kreasyonları
Ağustos 1, 2009, 1:05 pm
Kategori: Ozoz Blog Show | Etiketler: ,


Podcast
Mayıs 19, 2009, 9:09 am
Kategori: Ozoz Blog Show | Etiketler: , , ,

Sizlere yazılarla olmasada bu özel ve  ilk ozoz blog show ‘la geri dönüyoruz.

http://rapidshare.de/files/47220007/Ozoz_Blog_Show.mp3.html



Ozoz blog geri dönüyor.
Nisan 23, 2009, 11:08 am
Kategori: Haberler

2009 yazı birbirinden çeşitli yazılar ve podcast larla geri dönüyoruz. bizi takip etmeye devam edin.



NBA All Star özel
Ocak 25, 2009, 2:05 pm
Kategori: Selden Alsancak : NBA | Etiketler: , ,

All Star Haftasonu:

Selden Alsancak

Evet, NBA’ in belki de en çok sevilen, her sene merakla beklenen organizasyonu için geri sayım başladı.NBA ile çok haşır neşir olanlar bilir ama bilmeyenler için de kısaca anlatalım.All-Star Weekend diye bilinen bu organizasyon her sene seçilen bir eyalette gerçekleşiyor.O hafta boyunca basketbol severlerden en çok oyu olan 10 oyuncu Doğu ve Batı takımının ilk 5’inde oynamaya hak kazanıyor.Eğlencenin yanında oyuncuların performansları bu yolla ödüllendiriliyor.Kuşkusuz oyuncular da bu olaya çok önem veriyorlar ve her basketçi All-Star’ da bulunmayı ister.Gurur verici bir olay ve 2 sene önce milli basketbolcumuz Mehmet Okur da All-Star olmuştu.

Sadece bununla bitmiyor bu müthiş haftasonu.Cumayı, Cumartesiye bağlayan gece Rookie-Sophomore maçı oluyor.Bu maçta Nba’ de ilk yılını geçiren en iyi çaylaklarla, 2. yılını geçiren oyuncular mücadele ediyor.Sonraki gece ise çeşitli yarışmalar mevcut.Bunlar; smaç yarışması, 3’lük yarışması, yetenek yarışması ve Haier Shooting Stars dediğimiz yarışma.

Smaç yarışmasında adından da anlaşılabileceği gibi smaçlar yapılıyor ve jürinin oylarıyla seçiliyor, ama geçen sene devreye giren internetten oylama olayı var.Son turda kazanan izleyenlerin internetten vereceği oylarla veriliyor.

Üçlük yarışmasında ligin en keskin şutörlerinin kapışmasını izliyoruz ve 2 tur sonunda kazanan ödülü kupasını kazanıyor.

Yetenek yarışması ise çeşitli bölümleri olan zevkli bir yarışma.Hız,pas yeteneği ve şutörlüğün birleştiği yarışma.Bu yarışmada da 4 kişi var ve etabı en kısa sürede bitiren 2 isim diğer turda aynı etabı yine en kısa sürede bitirmeye çalışıyor ve ödülü kazanıyor.Sponsor Playstation olduğu için ödülümüz de Playstation 3(oh ne güzel).

Haier Shooting Stars yarışmasında ise 4 takım yarışıyor.Takımların 3 oyuncusu var.Bu 3 yarışması takımın WNBA ‘ den bir oyuncusundan, NBA ‘deki bir oyuncusundan ve o takımın eski bir oyuncusundan oluşuyor.Ve çeşitli uzaklıklardan şutları sokmaya çalışıyorlar ve en sonunda ortasahadan şutu sokmaya çalışıyorlar.Bu yarışma da oldukça zevkli ve efsane oyuncuları görebileceğimiz ayrıca efsanelerin tombiklikleriyle dalga geçebileceğimiz bir yarışmaJ.

Ve Pazartesi gecesi asıl organizasyon başlıyor.İlk 5 te başlama hakkını elde edenler ve koçlar tarafından seçilen ekstra 7 oyuncuyla takımlar yerlerini alıyorlar.Genelde ilk 3 çeyreğin çok sertlik ve savunma olmadan geçtiği bir maç görüyoruz ama son çeyrekte işler ciddileşebiliyor ve kazanan takımın en etkili performansını gösteren oyuncu MVP ödülünü alıyor.

Evet kısaca bu bilgileri verdik.Önümüzdeki birkaç gün içinde de bu haftasonunu değerlendirdiğim bir yazı ile karşınızda olacağım.Esen kalın.
Not: ( All-Star Şubat’ın 13-14-15 inde,kaçırmayınız )



En iyi Diziler

En iyi Diziler

Oğuz & Ozan

İşte bir Cuma özel yazısıyla tekrar beraberiz. Bu yazımızda Ozan & Oğuz olarak sizlere, 80′lerin sonlarında patlama yapan bazı televizyon serilerinden beğendiklerimizi inceledik.

Frasier


Fraiser belkide dizi dünyasının en çok ses getiren dizilerinden biridir.1993-2004 yapımı sitkom, tam 37 Emmy ödülüne laik gösterilerek dünya rekoru kırmıştır. Fraiser ‘ı sanırım bilmeyen yoktur. İzlemediyseniz bile isimini mutlaka duymuşunuzdur. Cheers dizisinden ayrılan grubun çoğu ; Kelsey Grammer, David H. Pierce, John Mahoney ,Jane Leeves ve Peri Gilpin başta olmak üzere Fraiser ‘da toplanmıştır. Dizinin prodüktörleri David Angell, Peter Casey ve  David Lee ‘dir ve dizi, psikiyatrist Dr. Fraiser Crane ‘ in   Boston daki eşinden ayrılıp memleketi Seattle ‘a yerleşmesiyle başlar (Boston ‘daki hayatı Cheers dizisinde ele alınmıştı). Seattle ‘daki yeni bekar hayatına alışmaya çalışan Crane, emekli ve sakat bir polis memuru olan babasıyla(Martin) yaşamak zorunda kalır. Ayrıca Martin ‘in biraz kaçık olan terapisti Daphne Moon  ve Martin’in ünlü köpeği Eddie onlara katılır. Ayrıca apartmana Fraiser ‘ın kendini beğenmiş kardeşi Niles ‘da sık sık uğrar. Fraiser ünlü bir Radyo şovu sunmaktadır ve prodüktörü Roz Doyle ‘un romantik yaşamı çok hareketlidir ki arada Fraiser ‘a da yılışmaya çalışır. İşte olaylar bu konu etrafında dönmektedir Fraiser ‘ı hala izlemediyseniz çok şey kaçırıyorsunuz bizden söylemesi.

I’m Alan Partridge


The Office çıkmadan önce en komik İngiliz sitkomu ne diye mi sorarsınız? Cevap I’m Alan Partridge. Azıcık İngiliz kültürünü ve yöresini biliyorsanız size garanti veriyoruz gülmekten yerlere yatacak ve kalkamayacaksınız. Steve Coogan ‘ın yarattığı prodüktörlüğünü ve baş rol oyunculuğunu yaptığı 1997 yapımı dizi tam 4 ödülü ‘en iyi sitkom’ dalında aldı.  Konu eski bir televizyon programı sunucusu olan ve radyo şovu sunan Alan Partridge ‘in yeniden televizyona dönme ve ünlü olma çabaları etrafında dönüyor. Konusu belki okadar ilginç gelmeye bilir ancak işin içinde Steve Coogan varsa herşeyi komedi haline dökebilir. Malesef dizi ,yalnızca 2 sezondan oluşuyor ancak prodüktör Armando Iannucci bir 3. sezon sinyallerini vermeye başladı. Bizden söylemesi  kesinlikle izlenmesi gereken bir seri.

The Simpsons


Tarihi 1987 ‘e kadar uzanan bu çizgidizi bize çizgifilmlerin, animasyon yapımlarının sitkom olabileceğini ve ‘ day-time tv ‘ de yayınlanabileceğini gösterdi. Türkiye’ den takip edenler bilir ve Cnbc-e’ de 1 kez olsun görmüşsünüzdür. Zaten bu resmi gören birdaha unutamaz. Matt Groening ‘ in dünyasından bir Amerikan ailesine bakış, Simspon ailesiyle tanışın! Güncel espirileri, iğnelemeleri ve mükemmel alıntılarıyla size garanti veriyoruz azıcık genel kültürünüz varsa The Simpsons ‘ı izlerken gerçekten çok eğeleneceksiniz. Seslendirmeleri ise adeta efsaneleşmiştir. Bugün bu seslendiricilerden 1 tanesi bile eksilirse dizi tüm özelliğini kaybedebilir.

Seslendirenleri merak edenler için şöyle bir üstünden geçebiliriz:

Dan Castellaneta – Homer

Julie Kavner - Marge

Nancy Cartwright – Bart

Yeardley Smith – Lisa

Hank Azaria – Moe Szyslak, Chief Wiggum, Apu Nahasapeemapetilon

Harry Shearer – Mr. Burns, Waylon Smithers, Ned Flanders, Reverend Timothy Lovejoy, Kent Brockman, Dr. Julius Hibbert, Dr. Marvin Monroe, Lenny Leonard, Principal Seymour Skinner, Otto Mann, Scratchy ve Rainier Wolfcastle

Ses aktörleriyle ilgili küçükde bir bilgi verelim. Seslendirenlerin aldığı ücret ,bölüm başına 400.000 $ – 500.000$ arasında değişmekte

Her nekadar dizinin yaratıcısı Matt Groening olsada , The Simpsons ‘ı dünya çapında bir marka haline getiren isim dizinin baş yazarı ve çizeri David Mirkin’ dir. animasyonundan senaryosuna kadar herşeyiyle David Mirkin ilgileniyor. Bu güzel yapıtı bize sunduğu için David Mirkin  ve ekibine sonsuz teşekkürlerimizi sunuyoruz ve The Simpsons ‘ı listemize alıyoruz.

Babylon 5


Başrollerinde Mira Furlan, Claudia Christian, Jerry Doyle, Richard Biggs, Bruce Boxleitner, Peter Jurasik olan 1994 yapımı aksiyon/nilim kurgu dizisi Babylon 5 listemize girmeyi başaran dizilerden biri oldu. Dizide Dünya-Minbari Savaşları’ ndan 10 yıl sonrası anlatılmaktadır. Babylon Projesi’ nin (insanların ve uzaylıların aynı yerde geçinebilecekleri bir yer yaratmak) temelleri atılmaktaydı. Amaçları bir daha insanlar ve uzaylılar arasında savaş olmamasıdır. Ama tabiki herşey istedikleri gibi olmayacaktır. Bilim-kurgu dizilerinin temelini belirleyen Babylon 5 olağanüstü yaratıcılığıyla sizleri içine çekiyor. Sizde izlerseniz ne demek istediğimizi anlarsınız.

Prison Break


2005 yapımı, başrollerini Wentworth Miller, Dominic Purcell, Sarah Wayne Callies, Amaury Nolasco’ nun paylaştığı Prison Break 42 ülkede yayınlanmaktadır. Dizi, bir yapı mühendisi olan Micheal Scofield’ ın işlememiş olduğu bir suçtan idam cezasına çarptırılan abisini kurtarmak için kurguladığı kaçış planı ve yaşadıklarıyla başlamakta ve devam etmektedir. Türkiye’ de Cnbc-e de yayınlanan dizi şuan 4. sezonunda. Reytingleri düşüşte olan dizinin son sezonu olarak düşünülmektedir. Ancak şu ana kadarki başarısı da yadsınamaz. Sürükleyici aksiyon ve akıl dolu sahneleriyle Prison Break kısa sürede büyük bir izleyici kitlesine sahip olmuştur. Amerika’ da yapılan senarist grevlerinden sonra düşüşe geçen dizi 4. sezonuyla kaldığı yerden devam etmektedir. (Bundan sonrası 4.sezon hakkında SPOILER!!) Bu son sezonunda  Michael Scofield ve ekibinin şirkete karşı verdikleri savaş konu alınmaktadır.
Amaçları şirketin kara listesi olan “Scyla” adlı yazılımı ele geçirmektir. Ancak tabiki bu kadar fazla korumalı olan Scyla’ yı ele geçirmek kolay olmayacaktır. Üstün performanslarıyla ele geçirseler de hiç aklına bile gelmeyecekleri olacaktır. Ayrıca Scofield’ ında başedeceği hastalık kolay olmayacak ve sağlığına kavuşması yine hiç beklenmedik bir şekilde olacaktır.

Everybody Loves Raymond


İki Emmy ödülünün sahibi bu sitkomun konusu, Ray Romaro (dizideki adıyla Ray Barone) ‘nun kendi yaşam deneyimlerinden bize aktardıklarıdır. Prodüktörlüğünü Philip Rosenthal’ ın yaptığı bu Amerikan yapımı dizinin ilk bölümü 1996 ya kadar dayanır.ELR, Tam 9 yıllık tarihe sahip ve gerçekten kaçırmamanız gerekir.  ELR bugün Amerikan sitkomunun çıtası, referans noktası olarak alınır. Şuan yayında olan birçok sitkomun temeli bu diziye dayanır. Dizi, İtalyan asıllı bir Amerikan olan ve  gazete yazarlığı yapan Ray’ in etrafında olup bitenlerden oluşur.  Ray gerçekten çok küstahtır ve izlemesi çok eğelencelidir. Aile,  Ray’ in alıngan karısı Debra, kızları Ally ve ikizleri Micael ve Geoffrey den oluşur. Ayrıca sokağın karşısında oturan  Robert , Ray’in abisidir ve ikisi çok takışır.  İşte konusu ana hatlarıyla bunlardır. Sitkom severler mutlaka izlemiştir ancak izlemeyenler için bir daha hatırlatalım Everybody Loves Raymond gelmiş geçmiş en iyi Amerikan sitkomlarından biridir ve listemizdede böylece kendisine yer bulmuştur.

The Office (UK)


The Office ‘i hiç duymamış olabilirsiniz. Hatta Ricky Gervais yada Stephen Merchant ‘ıda tanımıyor olabilirsiniz. Bizim için The Office ‘in ne anlama geldiğini söyleyelim. Gelmiş geçmiş en iyi dizilerden biri. 2000′li yılların başlarında yapılan bu Britcom şimdiki çoğu diziden daha kaliteli. Üstte bahsettiğimiz 2 adamın özenli çalışmalarıyla ortaya çıkan The Office adındanda anlaşılacağı gibi evrak işleriyle ilgilenen bir grup insanın çalıştığı ofis etrafında dönüyor. ‘Biz her insanın ne düşündüğünü az çok tahmin edebiliyoruz’ diyen Merchant, bunu gerçektende eserlerinde yansıtıyor.Muazzam bir sosyolojik bilgiye sahip olan bu ikili , dizideki karakterleri birebir günümüze uygun olarak yaratmışlar. Oyuncu,yazar,prodüktör oldukları kadar komedyenlerde. Ofisteki gülünç durumlar, karakterler tarafından değilde yazar tarafından yapılan ince espriler, ve bir okadarda orijinal senaryosuyla The Office sizi gerçekten eğelendirecek ve bir okadarda düşündürecek. Sitkom dediğime bakmayın,bu dizi asla daha çok Türkiye’de bulunan kalitesiz gülme efektleri bir okadar kalitesiz çekimlerle karşınıza çıkmıyor. 24 ülkede 4 dilde yayınlanan The Office ; Emmy,Bafta best comedy,Golden Globe gibi birçok prestijli ödülünde tüm sıkı rakiplerini( sex and the city, will & grace v.b) eleyerek sahibi olmuştur. 2 sezon ve 3 noel ekstra bölümünden oluşan bu diziyi kesinlikle kaçırmamanız gerekir.

Heroes


Amerika’ da NBC, Türkiye’ de CNBC-e’ de yayınlanan Heroes; sıradan olduğunu düşünen insanların bir gün bu yeteneklerini farketmesiyle başlıyor.  Zaman ve uzayda yolculuk, geleceği resmedebilme, yara almama, düşünceleri okuyabilme, çok hızlı hareket etme, uçma, diğer kişilerin yeteneklerini emebilme  gibi olağanüstü yetenekleri olan bu insanların ortak bir kaderleri vardır. Dünyayı kurtarmak çoğunun ortak amacıdır. Kimileri bu güçlerini kötüye kimileri de iyiliğe adayarak dizinin akışını sağlamaktadırlar. 4. sezonu Şubat ayında başlayacak olan Heroes, NBC ve CNBC-e’ de son 5 yılın en çok reyting alan dizisi konumunda. Kadrosunda Ali Larter, Hayden Panettiere, Jack Coleman, Zachary Quinto, Kristen Bell, Milo Ventimiglia gibi isimler barındıran Heroes ütopik konusuyla hergün yeni bir izleyiciyi kendine çekiyor. Önyargılı olarak yaklaştığımız Heroes, ilk bölümünü seyrettiğimizden beri favori dizilerimiz arasında. Sizde bu maceraya tanık olmak istiyorsanız ve ilk sezonlarını kaçırdıysanız müzik/kitap mağazalarından ya da internetten edinebilirsiniz.

Knight Rider

Efsanevi dizi Knight Rider (Kara Şimşek) 1982 yılında yayınlanmaya başlamıştır. Ülkemiz dahil birçok ülkede yayınlanan dizi o yıllarda çok popülerdi. Ülkemizde TRT kanalında yayınlanan dizi 90 bölümden oluşmaktaydı. Dizide KITT adlı araç kendi başına hareket edebiliyor, konuşabiliyordu. KITT ile Michael Knight’ ın başından geçen olaylar işlenmekte dizide. KITT yani Pontiac Transam markalı araç sayesinde belkide bu kadar denli popüler olan dizi günümüzde bile gençleri dizilerinde etkilemektedir. Cem Yılmaz’ ın da reklamlarından tanıyabileceğimiz GİTT, KİTT’ den uyarlamadır. Ayrıca dizinin 2008 versiyonu da başlamıştır. Dizide Michael Knight’ ın oğlu başrolde ve araç olarakta Mustang Shelby GT500KR kullanılmaktadır. Bizim yaşımızın pek yetmediği ama sonradan izleme imkanı bulduğumuz bu dizide favorilerimiz arasında.

Lost


Bu dönemde izlemeyen ya da duymayan yoktur heralde Lost dizisini. Amerikan yapımı olan dizi Oceanic 815 sefer sayılı uçağın güney pasifik üzerindeyken bilinmeyen bir adaya düşmesiyle başlar.  Hiçbirinin birbirini tanımadığı 48 kişinin macerasıyla başlayan dizi şuanda en çok seyredilen dizi olarak lanse edilmektedir. 21 Ocak 2009 tarihinde 5. sezonu başlayan dizi 6 sezon olarak planlanmıştır. Gerçekten insanı kendisine bağlayan esrarengiz senaryosu ve sürükleyici aksiyonuyla seyredilmesi halinde bağımlılık yaratabilecek düzeyde bir dizi olan Lost, aldığı ödüllerle de bunu kanıtlamaktadır. Bölüm başına 16 milyon izleyici ortalamasına ulaşan Lost, 2005′te en iyi drama dizisi (Emmy) ve 2006′da en iyi televizyon draması (Altın Küre) olmak üzere birçok ödül almıştır.  Ayrıca dizi en pahalı diziler arasında yer almaktadır. Sadece bir bölümüne 16.000.000 dolar civarında para harcanan  Lost, Hawaii’nin Oahu adasında çekilmektedir. Benim yorumlarımı soracak olursanız kaçırılmaması gereken gerçekten önemli bir dizi Lost. Her seyreden kendisini bir karakterle eşleştirerek kendini o diziye ait hisseder. Her bölümüyle yeni sorular ortaya çıkartan dizide “merak” seyredilmesinde en önemli pay sahibi. 1 dakika sonrasını tahmin edemeyeceğiniz dizi güçlü kadrosu ile dalında en önemli dizi olarak göze çarpıyor.  Fantastik macera sevenler için seyredilmemesi halinde çok şey kaçıralabilecek düzeyde bir dizi Lost. (SPOILER!!) 1. sezonda dediğimiz gibi adaya düşen kişilerin hayatları anlatılmaktadır. Birbirlerini hiç tanımayan kişileri kazadan önce bir şekilde karşılaştıkları ya da aynı mekanlarda bulunduklarını
görmekteyiz. Daha sonra radyo sinyali aldıkları Danielle Rousseau ile tanışmaları The Others’ ın farkına varmaları ilk sezonun önemli yerleridir. 2. sezonla birlikte izleyicilerin üstüne daha fazla soru binmeye başlamıştır. Others’ ın daha fazla gözükmesi, ambarın bulunması ve içindeki gerçekler anlatılmaktadır. 3. sezon için belkide Lost’ un en sıkıcı sezonu denebilir. Daha slow daha romantizm ve aşk dolu birsezon olan 3. sezon 4. sezon’ un gelişmesinde büyük önem kazanmıştır. Böylece. 4. sezonla birlikte çoğu sırrın perde arkası öğrenilmiş ama daha fazla soru birikmiştir. Bu soruların dallanıp budaklanması izleyicilerin iyice kafasını karıştırmış ve bazı bölümleri birkaç kez seyretmeye sevketmiştir. Çok uzun bir aradan sonra 5. sezonuna geçtiğimiz 21 ocakta başlayan Lost’ un ilk 2 bölümü Amerika’ da televizyonda Türkiye’ de internette yayınlanmıştır. İzleyicilerine Lost yine aynı Lost dedirten bu 2 bölüm heyecanı kaldığı yerden devam ettirmekte ve ortaya daha fazla soru çıkarmaktadır. Yavaş yavaş ne olduğu şekillenmeye başlayan dizi aynı esrarını korumaktadır.

İşte böyle bizim 80 ve sonrası listemiz. Popülerlik ve efsanelik arasında bir denge oluşturarak hazırladığımız listeyi beğeninize sunuyor ve yorumlarınızı bekliyoruz.

Okuduğunuz için teşekkürler

Ozan & Oğuz.



BMW
Ocak 23, 2009, 7:01 pm
Kategori: Sizden Gelenler | Etiketler: , , ,

BMW:

Berkay Kızılkaya

Bayerische Motoren Werke AG’nin kısaltması)(Türkçe: Bavyera Motor Fabrikası A.Ş.), Alman otomobil ve motosiklet üreticisi. BMW ayrıca, Mini ve Rolls-Royce, otomobil şirketlerinin sahibidir. Şirketin sloganı ve resmi kurumsal dili İngilizcedir. Sloganı  ‘The Ultimate Driving Machine’ yani ‘En Gelişmiş Sürüş Makinası’.
Şirket, 1913 yılında Karl Friedrich Rapp tarafından Almanya’nın Munchen kentinde kurulmuştur ve mimari olarak meşhur merkezi halen oradadır. İlk zamanlarda sadece uçak motoru üreten şirket, 1928 yılında satın aldığı Fahrzeugtechnik Eisenach A.G. otomobil şirketinden sonra otomobil üretiminine girmiştir. BMW ilk otomobil seri üretimini 1929′da 3/15 PS ismindeki otomobil ile başlamıştır.

İşte BMW ile ilgili bazı ilginç maddeler:

Karl RAAP tarafından 1913′te kurulan Rapp-Motorenwerke motosiklet üretim amacıyla eski bir bisiklet fabrikasında çalışmaya başladı.
Karl RAAP kendi uçak motoruyla ilgili titreşim sorunları yaşıyordu ve bunun üzerine Austro-Daimler ile üretmeye başladı.
Gustav OTTO’nun – 4 zamanlı motorun mucidinin oğlu- şirkete katılması ile Bayerische Flugzeugweke AG (BFW) kuruldu. Aynı yıl adını Bayerische Motoren Werke GmbH olarak değiştirdi. Şirketin ilk genel müdürü de Franz Josef Popp oldu. Ve bu iki şirketin birleşmesi ile şu an bildiğimiz BMW AG kuruldu. Sonrasında Avusturyalı Franz Popp ve Max Friz BMW’nin yeni sahipleri oldular.

1) BMW (almancası “bayerische motoren werke”; ingilizcesi “baverian motor works”)
Logosundaki Bavyera mavisini içinde bulunduğu eyalet olan Bavyera/Bayern bayrağından almıştır. (bayrak ekte)
Logosu yaygın inanışın aksine uçağın dönen pervanesinden esinlenerek hazırlanmamıştır. Uçak pervanesi ile ilgili yanlış inanış bmw yöneticilerinde bile yaygındır.
2) Kendisine özel ön ızgarasını (böbrek) hitler bıyığından almıştır.
BMW 2. dünya savaşında alman ordusuna ve ss birliklerine tank ve zırhlı araç üreten belli başlı fabrikalardan biridir. (Man, Porsche..)
3) 2. dünya savaşında alman ordusuna sağladığı faydalardan dolayı düşmanlar tarafından bol bol bombalanmıştır.
ikinci dünya savaşında bazı alman uçaklarının motorlarını üretmiştir. Tarihteki ilk jet motoru bmw fabrikalarından çıkmıştır.
Ayrıca uçak üretimiyle ilgili olarak: http://www.luft46.com/bmw/bmw.html
4) Üretime başladığı dönemde “bayerische motoren werke”… bavyera köylüsünün makinesi, el emeği anlamında düşünülmüştür.
BMW (Bayerische Motoren Werke AG) (Türkçe: Bavyera Motor Fabrikası A.Þ.)
5) ilk üretimi uçak motorudur, 1923 den beri motosiklet üretir, en son otomobil üretmeye başlamıştır. sovyet mig 9 uçaklarında kullanılan motorlar bu firmanın fabrikalarından çıkmıştır.
6) ilk otomobil modeli olan dixi’yi, 1929 yılında üretmeye başlamıştır.
7) BMW model kasa kodlarının başındaki e harfi (e30, e46, e92..) entwicklung’un kısaltmasıdır. Almanca “gelişme,geliştirme” anlamındadır.
8 ) Fabrikası ve 2007 sonu biten tasarım harikası müzesi olimpia zentrum’dadır, bahçesinde çocukların altında pedallı bmw’ler mevcuttur
9) Bmw platform üretim sistemini kullanmaz. Bmw’nin her modeli özgün bir tasarım olup platform üretim değildir.
10) Amerika’da bmw için kullanılan bir terim “bimmer” dır. (Önceleri zencilerin bmw marka otomobillere kendi aralarında verdikleri isimdir.) Amerika’da iddialı konuma gelmiş hatta her amerikalının rüyası olma yolunda ilerlemektedir. İngilizler de genellikle bmw’ye “beamer” der.
11) Amerika’daki fiyatları Almanya fiyatlarından katma değer vergisi olmadığı için daha ucuzdur.
12) BMW Motorsport GmbH, GmbH : Gesellschaft mit beschrankler Haftung
GmbH: “Ltd. Şti.” anlamına gelmektedir.
13) BMW nin sahibi Herbert Quant ve Adolf Hitler yakın arkadaşlardır. Savaş başladığı zamanlar ilk BMW fabrikaları vurulmaya başlanmıştır. Alman ordusunun panzer tanklarının motoru BMW dir. SS birliklerine zırhlı araç ve motorsiklet üretmiştir. (Üzerlerinde nazi gamalı haçı ve bmw simgeleri vardır.)
14) BMW alman milliyetçiliğinin en büyük örneğidir. (Hisselerin bir kısmı şirketin başına herhangi bir şey gelmesin diye Alman devletindedir.) Musevilerin çoğu halen BMW ve Volkswagen kullanmaz.
15) “Ultimate Driving Machine” “En Gelişmiş Sürüş Makinası” anlamına gelmektedir.
Yeni slogan “Freude am Fahren” (Sheer driving pleasure) “saf sürüş zevki” anlamına gelmektedir.
16) BMW deniz motoru da üretir. Şirketin asıl adı SMW iken, hali hazırda BMW MARINE adı altında üretim yapmaktadır

Model Açılımları şunlardır:
000 i = Injection(Benzinli),
000 x = 4 Çeker ,
000 ti = Compact ,
000 ci = Cabriolet, Coupe
000 d = Dizel ,
000 xd = Dizel + 4 Çeker,
000 Li = Long (Uzatılmıþ karoser) ,
000 Ld = Long + Dizel ,
Z0 = Z Series (Sport Roadster Serisi) ,
X0 = X Series (Arazi Serisi) ,
1xx = 1 Serisi Kompakt Sınıf,
3xx = 3 Serisi Orta Sınıf ,
5xx = 5 Serisi Orta Üst Sınıf ,
6xx = 6 Serisi Sport Coupe Sınıfı ,
7xx = 7 Serisi Üst Sınıf ,
Mx = M Serisi (Performans ve Sportif Araçlar),
Bx = Alpine Serisi

Bu yazdıklarım genelde her BMW severin ezbere bildiği daha çok ansiklopedik bilgiler diye tabir edeceğimiz bilgilerdir.(Bunları bilmeyen sakın üzerine alınıp yanlış anlamasın.)
Şimdi size daha çok bir kullanıcı gözüyle BMW’leri tanıtmaya çalışacağım.BMW’nin otomobilleriyle ilk tanışmam 1997 yılında oldu. Ben o sıralar 5-6 yaşlarındaydım, o zamanlar arabalar bende çok büyük bir tutkuydu ancak BMW benim için hiç bir anlam ifade etmiyordu.Taki babam bir gün e36 kasa diye tabir edilen 97 model 0 km bir lacivert BMW ile çıkıp gelinceye kadar. İlk görüşte aşk derler ya resmen o arabayla öyle bir durum yaşadım. Şimdi diyeceksiniz ki o yaşta bir çocuk ne anlar… Ama beni tanıyan ve bilen herkez nasıl bir araba sevdalısı olduğumu, bunun bende doğuştan gelen bir sevda olduğunu bilir.Bu araç yaklaþık 12 yıldır bizimle. Bu 12 yıllık süreçte BMW sevdam katlanarak arttı. Nasıl? diyeceksiniz. Aldığımız yılların şartlarında bir arabada klima olması demek çok büyük bir şeydi, klima diğer ototmobil þirketlerinin amiral modelleri diye tabiredeceðimiz araçlarında opsyonel olarak bulunurdu. Ancak BMW ‘nin 3 kasasında vardı. Ardından Günümüzde bile bir kısım araçta olmayan halk arasında yol bilgisayarı, BMW ‘nin diliyle OBC bizim araçta bulunmaktaydı. Çok ilginçtir ki yine günümüzde pek fazla araçta bulunmayan ‘Cruise Control’ sistemi aracımızda mevcut bulunmaktaydı. Belki hep aynı şeyi söylüyorum ama yine günümüzde çoğu araçta olmayan park mesafe sensörleri araçta mevcuttu. Belki bu yazdığım bir kaç şeyi okurken ne var bunlarda bizim arabamızda var diyeceksiniz ancak benim en başta üzerinden yola çıktığım araç 1997 model bir e36 kasa 3 serisi BMW’dir. Bu tarihlerde çoğu aracın camları insan gücü kullanılarak bir kolun çevrilmesi yardımıyla açılıyordu, aynaları ayarlamak isteyen bir sürücü camı açıp eliyle ayarlaması gerekiyordu, hidrolik direksyonlar çoğu sürücünün en büyük hayaliydi. Bu saydıklarımın teknolojik anlamda ki versyonları BMW nin araçlarında mevcuttu. Camı açmak , aynaları ayarlamak için bir tuş, hafif rahat bir direksiyon…Bu teknolojileri araçlarında ve sektöründe ilk olarak kullanması BMW şirketinin ne kadar gelişmiş bir firma olduğunu göstermektedir.
Bu özelliklerinin yanında bmw otomobilleri gerek iç dizaynı gerek dış dizaynı ile insanların dikkatini çekmeyi her zaman başarmıştır. Uzun yıllar araçlarını aynı çizgiler üzerinde geliştiren BMW son yıllarda çıkardığı modelleriyle bu çizgilerin dışına çıkmıştır.

Performans açısından araçları oldukça iyidir.  1.8 lt motora sahip araçlarından gaza dokunduğunuzda beklemediğiniz anda beklemediğiniz tepkiler alabilirsiniz, aldığınız bu tepkinin sizler için yeterince tatmin edici dercede olduğuna inanıyorum. (1.8 LT motorlu BMW ile otobanda 230 km hıza ulaşıldığında arabanın içindeydim ve dua etmekteydim:)
Yazımın sonuna geldiğimde 12 yıldır süren BMW tutkusu ve maceramda bir çok aracına binip kullanma fırsatım oldu ve model, yıl fark etmeden her aracında aynı duyguları yaşadım. Bu süre zarfında BMW’ nin araçlarını ve araçlarında kullandığı sistemleri çok yakından tanıdım. Bundan dolayı diyorum ki iyiki bir BMW tutkunu ve hayranıyım.
İlerde ilk arabamın BMWolması dileğiyle.

Otomobiller ve BMW hakkında sorularınız olursa bildiğim ölçüde cevaplamaya çalışırım.



Polyphony Digital
Ocak 20, 2009, 8:47 am
Kategori: Haberler | Etiketler: , , ,

Teknolojide Son Nokta:

150px-polyphony_digital_logo-112-x-148Geçtiğimiz günlerde Gran Turismo’ nun yapımcısı Polyphony Digital ilerisi için düşündüğü rendering çalışmalarını yayınladı. Koenigsegg CCX marka araç üzerinde gösterilen bu çalışma gerçekten olağanüstü. PS3′ ün gücüne göre yapılmış bu çalışma bize ileride Gran Turismo oyunların nasıl olacağı hakkında fikir sahibi ediyor. Kazunori Yamauchi ve ekibi tarafından hazırlanan bu çalışmalar oyun dünyası için dönüm noktası olabilir. Gerçekle oyun arasındaki farkı anlayamayacağınız bu videoyu sizlerle paylaşmak istedik.



Nascar

174px-nascar

Oğuz Özer

Bu yazımda size Amerika’ da, Amerikan futbolundan sonra en çok seyredilen spor hakkında bazı bilgiler vereceğim. Nascar yarışları 43 araçtan oluşur ve oval şeklinde pistlerde yarışılır. 200 ile 500 tur arasında değişir pistin uzunluğuna bağlı olarak. Bir sezon içerisinde toplam 36 yarış yapılır. Nascar kendi içinde 3 ayrı kola ayrılır. Bunlar; Nascar Sprint Cup Series (normal, en üst seviye seri), Nascar Nationwide Series (Sprint Cup’ ın alt serisi), ve Nascar Craftsman Truck Series (kamyonet serisi)’ dir. 2004 yılından itibaren yarışlara “Chase” eklenmiştir. Bu son 10 yarışta ilk 12 pilotun puanının eşitlenmesi demek oluyor. Amaç yarışlara heyecan getirmektir. Nascar serisinde 4 marka yarışmaktadır. Bunlar Chevrolet, Dodge, Pontiac, Ford ve Toyota’ dır.  Şu ana kadar en çok kazanan marka Chevrolet’ tir.

Birazda önemli pilotlarından bahsedelim;

Richard Petty: 200 yarış kazanmış ve 7 şampiyonluk yaşamış efsane pilot. 1992 yılında yarışmayı bırakmıştır. Ancak hala daha Nascar’ da takım yönetmektedir.

Dale Earnhardt Sr. : 76 yarış ve 7 şampiyonluk yaşamıştır. Oğluyla (dale earnhardt jr.) beraber yarışmıştır. 2001 de bir yarış sırasında kaza geçirmiş ve hayatını kaybetmiştir. Kullandığı 3 no’ lu araç paramparça olmuştur. Şuanda ona saygı için Nascar’ da “3″ numarası kullanılmamaktadır.

Jeff Gordon: Şu ana kadarki en çok kazanan pilottur. 1992′ de Richard Petty’ nin yarışları bıraktığı son yarışta Nascar’ a başlamıştır. 94-95-97-98-01 yıllarında şampiyonluk yaşamıştır. Efsanevi DuPont Chevrolet’ iyle yarışmaya devam etmektedir. Yıllarca Allah’ a inancı olmaması sebebiyle eleştirilmiş ve bunun sonucunda bir suskunluk yaşamıştır. Ancak geçtiğimiz yıllarda Allah’ ı kabul etmiş, halkın sevgisini kazanmış ve morali yerine gelmiştir. Eski başarılarına kavuşmuştur.

Ricky Rudd: 1975 yılında Nascar yarışlarına başlamış ve her yarışa katılmıştır. 900′ e yakın yarışa katılmıştır. Ama bunlardan sadece 23 tanesini kazanmıştır.  Bu galibiyetleri bir sezon içerisinde 3′ ü geçmemiştir ve yarış hayatına yayılmıştır.

Tony Stewart: Son yılların en başarılı pilotudur. 1999′ da başlamıştır. 20 numaralı Pontiac’ ı ile 2002′ de şampiyon olmuştur. 2005 yılında 20 numara Chevrolet’ iyle yine şampiyonluk yaşamıştır. Toyota’ ya geçip üç markada da şampiyonluğu hedeflemektedir. Bunu yaparsa Nascar tarihinde ilk olacaktır. Toplamda 32 galibiyeti ve 2 şampiyonluğu vardır.

Bence herkesin seyrettiği F1′ den çok daha zevkli bir yarış stili. Neden derseniz her anı adrenalin dolu. Yarışın başladığı gibi bitme ihtimali çok düşük. Sonuncu başlayanın bile 1. olma ihtimali var. Sadece viraj bitiş-çıkışlarında değil heryerde sollama yapılabiliyor. Kısacası hız ve adrenalin açısından herşey var. Kazalarında bile zevk alabileceğiniz türden bir yarış türü Nascar… Aşağıdaki videoyla (hiç seyretmeyenler için) bilgi edinebilirsiniz.



Poker
Ocak 19, 2009, 5:08 pm
Kategori: İncelemeler | Etiketler: , ,

World Series Of Poker:

Ozan Erverdi

Heyecan,  adrenalin, sevinç, üzüntü ,şans hepsi işte bu devasa turnuvada. 1973 ‘den beri Las Vegas ‘ın ‘Rio’ otelinde tam 55 turnuva gerçekleştirildi. Ve her senenin sonunda ‘Main Event’ turnuvası, dünyanın dört bir yanından gelen binlerce poker sever tarafından katılım görüyor. 1 ay boyunca süren amansız mücadelede, çeyrek final ve yarı finaller geçildikten sonra en fazla çipi olan 8 kişi final masasına oturmaya hak kazanıyor. Main Event ‘in 2006 yılındaki 1. lik ödülü 12 , 2007 de 8.2 ve 2008 de tam 9.1 milyon dolar ve tabiiki de WSP bilekliğidi.

WSP 1969 da gazino sahibi ve bir poker sever olan Benny Binion  tarafından başlatılmıştır. Turnuvada pokerin en yaygın türü olan Texas Hold Em’ oynanıyor. 73′den beri yaklaşık 30 bin kişi bu turnuvada yer aldı ve 352.8 milyon dolarlık bir hasılat yapıldı. WSP ‘in Las Vegas’dan önceki tarihi ise San Antonio daki Reno Casino ’suna kadar dayanıyor. Daha sonra telif hakları 2004 yılında Harrah’s Entertaintment ve 2005 yılında da MTR Gaming Group tarafından alındı. Başta 10.000 dolar olan Buy-in ler bugünse sadece 5000 dolar. Yani 21 yaşınızı doldurduysanız ve cebinizde 5000 dolarınız varsa , Rio Hotel ‘ e gidip turnuvaya girebilirsiniz. Ya da yok ben okadar heyecana dayanamam evde oturup izlerim derseniz , Main Event ‘in yayınını ESPN ya da E2 ‘den izleyebilirsiniz.

İşte turnuvadan küçük bir kesit.

Bana kalırsa pokerseverler mutlaka bir göz atsın. Bu adamlardan öğrenecekleri çok şey var.



Haftalık NBA
Ocak 19, 2009, 3:43 pm
Kategori: Selden Alsancak : NBA | Etiketler: , , , , ,

NBA’de Bu Gece:

Selden Alsancak

Bu gece de Nba’ de oynanan 2 maçla tamamlanmış oldu.İlk maç Toronto Raptors ile Phoenix Suns arasındaydı.Bu maçla ilgili önemli bir not vardı.Raptors, Suns’ı 8 maçtır yenemiyordu.Bu da 4 yıl demekti ve bu seri 5. yılına taşınmış oldu, önemli bir seri.

Peki maçta neler oldu.Maç gerçekten çekişmeliydi.Suns ikinci çeyrekteki etkiliyici oyunuyla maçı kazanmayı bildi. Suns’ ta maçla ilgili 2 çok önemli istatistik vardı.Birincisi Amare Stoudemire’ ın 31 sayısıydı.Ayrıca bu 31 sayıyı %60 lık saha içi isabeti ile yaptı.İkinci önemli istatistik ise Nash’ in 18 asistiydi. Nash’ in nasıl bir asist yeteneği olduğunu tartışmaya gerek yok fakat bu sene oyunu geçen senelere göre çok geri gitti.İstatistikleri düştü ve bu maç onun bu sene elde ettiği 3. uçuk asist rakamıydı.Tabi uçuk derken 12 ve üstünü aldım çünkü onun gibi biri için 10 asist normal istatistiklerdir.Sadece 2 top kaybı yapması da topun değerini bildiğini gösteriyor.Amare ve Shaq çok etkilenmiş olmalı ki Amare “O biz birlikte oynadığımızdan beri bunları yapıyor” dedi.Shaq ise Nash ‘in performansını eleştirenlere inat “O bütün yıl böyle inanılmaz oynuyor” dedi.Maalesef öyle değil koca adam, Nash eskisi gibi değil ve artık zaman Chris Paul’ ün ve Deron Williams’ ın zamanı.

İkinci maç ise 7 maçlık Batı turnesinin son ayağında olan Heat ile Oklohama City arasındaydı.Oklohoma City 2008 in sonuna kadar berbat bir grafik çizmişti ve kendileriyle NCAA takımı diye dalga geçilmeye başlanmıştı.Fakat 2009 bu gençlere biraz yaramış olacak ki 2009 da ki 8 maçın 5 ini kazanmışlardı ve toplamda 8 galibiyete ulaşmışlardı.Sezon başında enerjilerini sahaya yansıtamadıkları için eleştirilmişlerdi çünkü NBA’in en genç takımı fakat Boston, Spurs gibi takımlar bile onlardan daha çok mücadele ediyorlardı.Bu eleştirileri biraz dağıtmaya başladılar ama bu onların ligdeki en kötü 3-4 takımdan biri olduğu gerçeğini değiştirmiyor.Ama gelecekleri iyi diyelim ve maça geçelim. Heat yorgundu 7 maçlık Batı turnesinin son ayağıydı .3-3 lük bir seri vardı ve güzel kapatmak istiyorlardı.Marion sakattı ve kadroda yoktu.Haslem ise sırt ağrılarına rağmen oynadı ve 15 ribaund aldı ayrıca 11 sayı attı.Wade de çok istekli başladı ve Desmand Mason ‘un agresif savunmasına rağmen el-üstü şutlarla ilk çeyrekte 18 sayıya ulaştı.Sonra ise oyunun akışına göre oyununa biçim verdi ve maçı 32 sayı 10 asist 3 blokla noktaladı.Benchten ise 17 de 9 luk 3 sayı isabeti ile büyük bir katkı geldi.Oklohoma da ise Durant’in 31, Jeff Green’in 22 sayısı yeterli olmadı.Oklohoma farkı ne zaman eritse ve seyirciyi coşturmaya başlasa wade sahneye çıktı ve attığı şutlarla kalabalığı susturmayı başardı.Maç sonunda Heat oyuncuları eve dönecek olmanın sevinci yaşadıklarını ve Boston maçına hazırlanacaklarını belirttiler.Böylece Doğu Konferansında 6.sırada bulunan Heat yerini sağlamlaştırdı ve 5.sıraya bir adım daha yaklaştı.Oklohoma’ nın gençleri içinse üzgünüm çünkü ligin dibine demir atmış durumdalar.

NBA izlemeye devam edin,esen kalın.