Kategori: İncelemeler | Etiketler: Babylon 5, Everybody Loves Raymond, Fraiser, heroes, Kelsey Grammer, Knight Rider, Lost, Mira Furlan, Mustang, Prison Break, Ray Romaro, Ricky Gervais, Steve Coogan, The Office, The Simpsons, Wentworth Miller
En iyi Diziler
Oğuz & Ozan
İşte bir Cuma özel yazısıyla tekrar beraberiz. Bu yazımızda Ozan & Oğuz olarak sizlere, 80′lerin sonlarında patlama yapan bazı televizyon serilerinden beğendiklerimizi inceledik.
Frasier

Fraiser belkide dizi dünyasının en çok ses getiren dizilerinden biridir.1993-2004 yapımı sitkom, tam 37 Emmy ödülüne laik gösterilerek dünya rekoru kırmıştır. Fraiser ‘ı sanırım bilmeyen yoktur. İzlemediyseniz bile isimini mutlaka duymuşunuzdur. Cheers dizisinden ayrılan grubun çoğu ; Kelsey Grammer, David H. Pierce, John Mahoney ,Jane Leeves ve Peri Gilpin başta olmak üzere Fraiser ‘da toplanmıştır. Dizinin prodüktörleri David Angell, Peter Casey ve David Lee ‘dir ve dizi, psikiyatrist Dr. Fraiser Crane ‘ in Boston daki eşinden ayrılıp memleketi Seattle ‘a yerleşmesiyle başlar (Boston ‘daki hayatı Cheers dizisinde ele alınmıştı). Seattle ‘daki yeni bekar hayatına alışmaya çalışan Crane, emekli ve sakat bir polis memuru olan babasıyla(Martin) yaşamak zorunda kalır. Ayrıca Martin ‘in biraz kaçık olan terapisti Daphne Moon ve Martin’in ünlü köpeği Eddie onlara katılır. Ayrıca apartmana Fraiser ‘ın kendini beğenmiş kardeşi Niles ‘da sık sık uğrar. Fraiser ünlü bir Radyo şovu sunmaktadır ve prodüktörü Roz Doyle ‘un romantik yaşamı çok hareketlidir ki arada Fraiser ‘a da yılışmaya çalışır. İşte olaylar bu konu etrafında dönmektedir Fraiser ‘ı hala izlemediyseniz çok şey kaçırıyorsunuz bizden söylemesi.
I’m Alan Partridge

The Office çıkmadan önce en komik İngiliz sitkomu ne diye mi sorarsınız? Cevap I’m Alan Partridge. Azıcık İngiliz kültürünü ve yöresini biliyorsanız size garanti veriyoruz gülmekten yerlere yatacak ve kalkamayacaksınız. Steve Coogan ‘ın yarattığı prodüktörlüğünü ve baş rol oyunculuğunu yaptığı 1997 yapımı dizi tam 4 ödülü ‘en iyi sitkom’ dalında aldı. Konu eski bir televizyon programı sunucusu olan ve radyo şovu sunan Alan Partridge ‘in yeniden televizyona dönme ve ünlü olma çabaları etrafında dönüyor. Konusu belki okadar ilginç gelmeye bilir ancak işin içinde Steve Coogan varsa herşeyi komedi haline dökebilir. Malesef dizi ,yalnızca 2 sezondan oluşuyor ancak prodüktör Armando Iannucci bir 3. sezon sinyallerini vermeye başladı. Bizden söylemesi kesinlikle izlenmesi gereken bir seri.
The Simpsons

Tarihi 1987 ‘e kadar uzanan bu çizgidizi bize çizgifilmlerin, animasyon yapımlarının sitkom olabileceğini ve ‘ day-time tv ‘ de yayınlanabileceğini gösterdi. Türkiye’ den takip edenler bilir ve Cnbc-e’ de 1 kez olsun görmüşsünüzdür. Zaten bu resmi gören birdaha unutamaz. Matt Groening ‘ in dünyasından bir Amerikan ailesine bakış, Simspon ailesiyle tanışın! Güncel espirileri, iğnelemeleri ve mükemmel alıntılarıyla size garanti veriyoruz azıcık genel kültürünüz varsa The Simpsons ‘ı izlerken gerçekten çok eğeleneceksiniz. Seslendirmeleri ise adeta efsaneleşmiştir. Bugün bu seslendiricilerden 1 tanesi bile eksilirse dizi tüm özelliğini kaybedebilir.
Seslendirenleri merak edenler için şöyle bir üstünden geçebiliriz:
Dan Castellaneta – Homer
Julie Kavner - Marge
Nancy Cartwright – Bart
Yeardley Smith – Lisa
Hank Azaria – Moe Szyslak, Chief Wiggum, Apu Nahasapeemapetilon
Harry Shearer – Mr. Burns, Waylon Smithers, Ned Flanders, Reverend Timothy Lovejoy, Kent Brockman, Dr. Julius Hibbert, Dr. Marvin Monroe, Lenny Leonard, Principal Seymour Skinner, Otto Mann, Scratchy ve Rainier Wolfcastle
Ses aktörleriyle ilgili küçükde bir bilgi verelim. Seslendirenlerin aldığı ücret ,bölüm başına 400.000 $ – 500.000$ arasında değişmekte
Her nekadar dizinin yaratıcısı Matt Groening olsada , The Simpsons ‘ı dünya çapında bir marka haline getiren isim dizinin baş yazarı ve çizeri David Mirkin’ dir. animasyonundan senaryosuna kadar herşeyiyle David Mirkin ilgileniyor. Bu güzel yapıtı bize sunduğu için David Mirkin ve ekibine sonsuz teşekkürlerimizi sunuyoruz ve The Simpsons ‘ı listemize alıyoruz.
Babylon 5

Başrollerinde Mira Furlan, Claudia Christian, Jerry Doyle, Richard Biggs, Bruce Boxleitner, Peter Jurasik olan 1994 yapımı aksiyon/nilim kurgu dizisi Babylon 5 listemize girmeyi başaran dizilerden biri oldu. Dizide Dünya-Minbari Savaşları’ ndan 10 yıl sonrası anlatılmaktadır. Babylon Projesi’ nin (insanların ve uzaylıların aynı yerde geçinebilecekleri bir yer yaratmak) temelleri atılmaktaydı. Amaçları bir daha insanlar ve uzaylılar arasında savaş olmamasıdır. Ama tabiki herşey istedikleri gibi olmayacaktır. Bilim-kurgu dizilerinin temelini belirleyen Babylon 5 olağanüstü yaratıcılığıyla sizleri içine çekiyor. Sizde izlerseniz ne demek istediğimizi anlarsınız.
Prison Break

2005 yapımı, başrollerini Wentworth Miller, Dominic Purcell, Sarah Wayne Callies, Amaury Nolasco’ nun paylaştığı Prison Break 42 ülkede yayınlanmaktadır. Dizi, bir yapı mühendisi olan Micheal Scofield’ ın işlememiş olduğu bir suçtan idam cezasına çarptırılan abisini kurtarmak için kurguladığı kaçış planı ve yaşadıklarıyla başlamakta ve devam etmektedir. Türkiye’ de Cnbc-e de yayınlanan dizi şuan 4. sezonunda. Reytingleri düşüşte olan dizinin son sezonu olarak düşünülmektedir. Ancak şu ana kadarki başarısı da yadsınamaz. Sürükleyici aksiyon ve akıl dolu sahneleriyle Prison Break kısa sürede büyük bir izleyici kitlesine sahip olmuştur. Amerika’ da yapılan senarist grevlerinden sonra düşüşe geçen dizi 4. sezonuyla kaldığı yerden devam etmektedir. (Bundan sonrası 4.sezon hakkında SPOILER!!) Bu son sezonunda Michael Scofield ve ekibinin şirkete karşı verdikleri savaş konu alınmaktadır.
Amaçları şirketin kara listesi olan “Scyla” adlı yazılımı ele geçirmektir. Ancak tabiki bu kadar fazla korumalı olan Scyla’ yı ele geçirmek kolay olmayacaktır. Üstün performanslarıyla ele geçirseler de hiç aklına bile gelmeyecekleri olacaktır. Ayrıca Scofield’ ında başedeceği hastalık kolay olmayacak ve sağlığına kavuşması yine hiç beklenmedik bir şekilde olacaktır.
Everybody Loves Raymond

İki Emmy ödülünün sahibi bu sitkomun konusu, Ray Romaro (dizideki adıyla Ray Barone) ‘nun kendi yaşam deneyimlerinden bize aktardıklarıdır. Prodüktörlüğünü Philip Rosenthal’ ın yaptığı bu Amerikan yapımı dizinin ilk bölümü 1996 ya kadar dayanır.ELR, Tam 9 yıllık tarihe sahip ve gerçekten kaçırmamanız gerekir. ELR bugün Amerikan sitkomunun çıtası, referans noktası olarak alınır. Şuan yayında olan birçok sitkomun temeli bu diziye dayanır. Dizi, İtalyan asıllı bir Amerikan olan ve gazete yazarlığı yapan Ray’ in etrafında olup bitenlerden oluşur. Ray gerçekten çok küstahtır ve izlemesi çok eğelencelidir. Aile, Ray’ in alıngan karısı Debra, kızları Ally ve ikizleri Micael ve Geoffrey den oluşur. Ayrıca sokağın karşısında oturan Robert , Ray’in abisidir ve ikisi çok takışır. İşte konusu ana hatlarıyla bunlardır. Sitkom severler mutlaka izlemiştir ancak izlemeyenler için bir daha hatırlatalım Everybody Loves Raymond gelmiş geçmiş en iyi Amerikan sitkomlarından biridir ve listemizdede böylece kendisine yer bulmuştur.
The Office (UK)

The Office ‘i hiç duymamış olabilirsiniz. Hatta Ricky Gervais yada Stephen Merchant ‘ıda tanımıyor olabilirsiniz. Bizim için The Office ‘in ne anlama geldiğini söyleyelim. Gelmiş geçmiş en iyi dizilerden biri. 2000′li yılların başlarında yapılan bu Britcom şimdiki çoğu diziden daha kaliteli. Üstte bahsettiğimiz 2 adamın özenli çalışmalarıyla ortaya çıkan The Office adındanda anlaşılacağı gibi evrak işleriyle ilgilenen bir grup insanın çalıştığı ofis etrafında dönüyor. ‘Biz her insanın ne düşündüğünü az çok tahmin edebiliyoruz’ diyen Merchant, bunu gerçektende eserlerinde yansıtıyor.Muazzam bir sosyolojik bilgiye sahip olan bu ikili , dizideki karakterleri birebir günümüze uygun olarak yaratmışlar. Oyuncu,yazar,prodüktör oldukları kadar komedyenlerde. Ofisteki gülünç durumlar, karakterler tarafından değilde yazar tarafından yapılan ince espriler, ve bir okadarda orijinal senaryosuyla The Office sizi gerçekten eğelendirecek ve bir okadarda düşündürecek. Sitkom dediğime bakmayın,bu dizi asla daha çok Türkiye’de bulunan kalitesiz gülme efektleri bir okadar kalitesiz çekimlerle karşınıza çıkmıyor. 24 ülkede 4 dilde yayınlanan The Office ; Emmy,Bafta best comedy,Golden Globe gibi birçok prestijli ödülünde tüm sıkı rakiplerini( sex and the city, will & grace v.b) eleyerek sahibi olmuştur. 2 sezon ve 3 noel ekstra bölümünden oluşan bu diziyi kesinlikle kaçırmamanız gerekir.
Heroes

Amerika’ da NBC, Türkiye’ de CNBC-e’ de yayınlanan Heroes; sıradan olduğunu düşünen insanların bir gün bu yeteneklerini farketmesiyle başlıyor. Zaman ve uzayda yolculuk, geleceği resmedebilme, yara almama, düşünceleri okuyabilme, çok hızlı hareket etme, uçma, diğer kişilerin yeteneklerini emebilme gibi olağanüstü yetenekleri olan bu insanların ortak bir kaderleri vardır. Dünyayı kurtarmak çoğunun ortak amacıdır. Kimileri bu güçlerini kötüye kimileri de iyiliğe adayarak dizinin akışını sağlamaktadırlar. 4. sezonu Şubat ayında başlayacak olan Heroes, NBC ve CNBC-e’ de son 5 yılın en çok reyting alan dizisi konumunda. Kadrosunda Ali Larter, Hayden Panettiere, Jack Coleman, Zachary Quinto, Kristen Bell, Milo Ventimiglia gibi isimler barındıran Heroes ütopik konusuyla hergün yeni bir izleyiciyi kendine çekiyor. Önyargılı olarak yaklaştığımız Heroes, ilk bölümünü seyrettiğimizden beri favori dizilerimiz arasında. Sizde bu maceraya tanık olmak istiyorsanız ve ilk sezonlarını kaçırdıysanız müzik/kitap mağazalarından ya da internetten edinebilirsiniz.
Knight Rider
Efsanevi dizi Knight Rider (Kara Şimşek) 1982 yılında yayınlanmaya başlamıştır. Ülkemiz dahil birçok ülkede yayınlanan dizi o yıllarda çok popülerdi. Ülkemizde TRT kanalında yayınlanan dizi 90 bölümden oluşmaktaydı. Dizide KITT adlı araç kendi başına hareket edebiliyor, konuşabiliyordu. KITT ile Michael Knight’ ın başından geçen olaylar işlenmekte dizide. KITT yani Pontiac Transam markalı araç sayesinde belkide bu kadar denli popüler olan dizi günümüzde bile gençleri dizilerinde etkilemektedir. Cem Yılmaz’ ın da reklamlarından tanıyabileceğimiz GİTT, KİTT’ den uyarlamadır. Ayrıca dizinin 2008 versiyonu da başlamıştır. Dizide Michael Knight’ ın oğlu başrolde ve araç olarakta Mustang Shelby GT500KR kullanılmaktadır. Bizim yaşımızın pek yetmediği ama sonradan izleme imkanı bulduğumuz bu dizide favorilerimiz arasında.
Lost

Bu dönemde izlemeyen ya da duymayan yoktur heralde Lost dizisini. Amerikan yapımı olan dizi Oceanic 815 sefer sayılı uçağın güney pasifik üzerindeyken bilinmeyen bir adaya düşmesiyle başlar. Hiçbirinin birbirini tanımadığı 48 kişinin macerasıyla başlayan dizi şuanda en çok seyredilen dizi olarak lanse edilmektedir. 21 Ocak 2009 tarihinde 5. sezonu başlayan dizi 6 sezon olarak planlanmıştır. Gerçekten insanı kendisine bağlayan esrarengiz senaryosu ve sürükleyici aksiyonuyla seyredilmesi halinde bağımlılık yaratabilecek düzeyde bir dizi olan Lost, aldığı ödüllerle de bunu kanıtlamaktadır. Bölüm başına 16 milyon izleyici ortalamasına ulaşan Lost, 2005′te en iyi drama dizisi (Emmy) ve 2006′da en iyi televizyon draması (Altın Küre) olmak üzere birçok ödül almıştır. Ayrıca dizi en pahalı diziler arasında yer almaktadır. Sadece bir bölümüne 16.000.000 dolar civarında para harcanan Lost, Hawaii’nin Oahu adasında çekilmektedir. Benim yorumlarımı soracak olursanız kaçırılmaması gereken gerçekten önemli bir dizi Lost. Her seyreden kendisini bir karakterle eşleştirerek kendini o diziye ait hisseder. Her bölümüyle yeni sorular ortaya çıkartan dizide “merak” seyredilmesinde en önemli pay sahibi. 1 dakika sonrasını tahmin edemeyeceğiniz dizi güçlü kadrosu ile dalında en önemli dizi olarak göze çarpıyor. Fantastik macera sevenler için seyredilmemesi halinde çok şey kaçıralabilecek düzeyde bir dizi Lost. (SPOILER!!) 1. sezonda dediğimiz gibi adaya düşen kişilerin hayatları anlatılmaktadır. Birbirlerini hiç tanımayan kişileri kazadan önce bir şekilde karşılaştıkları ya da aynı mekanlarda bulunduklarını
görmekteyiz. Daha sonra radyo sinyali aldıkları Danielle Rousseau ile tanışmaları The Others’ ın farkına varmaları ilk sezonun önemli yerleridir. 2. sezonla birlikte izleyicilerin üstüne daha fazla soru binmeye başlamıştır. Others’ ın daha fazla gözükmesi, ambarın bulunması ve içindeki gerçekler anlatılmaktadır. 3. sezon için belkide Lost’ un en sıkıcı sezonu denebilir. Daha slow daha romantizm ve aşk dolu birsezon olan 3. sezon 4. sezon’ un gelişmesinde büyük önem kazanmıştır. Böylece. 4. sezonla birlikte çoğu sırrın perde arkası öğrenilmiş ama daha fazla soru birikmiştir. Bu soruların dallanıp budaklanması izleyicilerin iyice kafasını karıştırmış ve bazı bölümleri birkaç kez seyretmeye sevketmiştir. Çok uzun bir aradan sonra 5. sezonuna geçtiğimiz 21 ocakta başlayan Lost’ un ilk 2 bölümü Amerika’ da televizyonda Türkiye’ de internette yayınlanmıştır. İzleyicilerine Lost yine aynı Lost dedirten bu 2 bölüm heyecanı kaldığı yerden devam ettirmekte ve ortaya daha fazla soru çıkarmaktadır. Yavaş yavaş ne olduğu şekillenmeye başlayan dizi aynı esrarını korumaktadır.
İşte böyle bizim 80 ve sonrası listemiz. Popülerlik ve efsanelik arasında bir denge oluşturarak hazırladığımız listeyi beğeninize sunuyor ve yorumlarınızı bekliyoruz.
Okuduğunuz için teşekkürler
Ozan & Oğuz.
Kategori: İncelemeler | Etiketler: chevrolet, dale earnhardt, ford, jeff gordon, nascar, richard petty, sprint, tony stewart, toyota, truck
![]()
Oğuz Özer
Bu yazımda size Amerika’ da, Amerikan futbolundan sonra en çok seyredilen spor hakkında bazı bilgiler vereceğim. Nascar yarışları 43 araçtan oluşur ve oval şeklinde pistlerde yarışılır. 200 ile 500 tur arasında değişir pistin uzunluğuna bağlı olarak. Bir sezon içerisinde toplam 36 yarış yapılır. Nascar kendi içinde 3 ayrı kola ayrılır. Bunlar; Nascar Sprint Cup Series (normal, en üst seviye seri), Nascar Nationwide Series (Sprint Cup’ ın alt serisi), ve Nascar Craftsman Truck Series (kamyonet serisi)’ dir. 2004 yılından itibaren yarışlara “Chase” eklenmiştir. Bu son 10 yarışta ilk 12 pilotun puanının eşitlenmesi demek oluyor. Amaç yarışlara heyecan getirmektir. Nascar serisinde 4 marka yarışmaktadır. Bunlar Chevrolet, Dodge, Pontiac, Ford ve Toyota’ dır. Şu ana kadar en çok kazanan marka Chevrolet’ tir.
Birazda önemli pilotlarından bahsedelim;
Richard Petty: 200 yarış kazanmış ve 7 şampiyonluk yaşamış efsane pilot. 1992 yılında yarışmayı bırakmıştır. Ancak hala daha Nascar’ da takım yönetmektedir.
Dale Earnhardt Sr. : 76 yarış ve 7 şampiyonluk yaşamıştır. Oğluyla (dale earnhardt jr.) beraber yarışmıştır. 2001 de bir yarış sırasında kaza geçirmiş ve hayatını kaybetmiştir. Kullandığı 3 no’ lu araç paramparça olmuştur. Şuanda ona saygı için Nascar’ da “3″ numarası kullanılmamaktadır.
Jeff Gordon: Şu ana kadarki en çok kazanan pilottur. 1992′ de Richard Petty’ nin yarışları bıraktığı son yarışta Nascar’ a başlamıştır. 94-95-97-98-01 yıllarında şampiyonluk yaşamıştır. Efsanevi DuPont Chevrolet’ iyle yarışmaya devam etmektedir. Yıllarca Allah’ a inancı olmaması sebebiyle eleştirilmiş ve bunun sonucunda bir suskunluk yaşamıştır. Ancak geçtiğimiz yıllarda Allah’ ı kabul etmiş, halkın sevgisini kazanmış ve morali yerine gelmiştir. Eski başarılarına kavuşmuştur.
Ricky Rudd: 1975 yılında Nascar yarışlarına başlamış ve her yarışa katılmıştır. 900′ e yakın yarışa katılmıştır. Ama bunlardan sadece 23 tanesini kazanmıştır. Bu galibiyetleri bir sezon içerisinde 3′ ü geçmemiştir ve yarış hayatına yayılmıştır.
Tony Stewart: Son yılların en başarılı pilotudur. 1999′ da başlamıştır. 20 numaralı Pontiac’ ı ile 2002′ de şampiyon olmuştur. 2005 yılında 20 numara Chevrolet’ iyle yine şampiyonluk yaşamıştır. Toyota’ ya geçip üç markada da şampiyonluğu hedeflemektedir. Bunu yaparsa Nascar tarihinde ilk olacaktır. Toplamda 32 galibiyeti ve 2 şampiyonluğu vardır.
Bence herkesin seyrettiği F1′ den çok daha zevkli bir yarış stili. Neden derseniz her anı adrenalin dolu. Yarışın başladığı gibi bitme ihtimali çok düşük. Sonuncu başlayanın bile 1. olma ihtimali var. Sadece viraj bitiş-çıkışlarında değil heryerde sollama yapılabiliyor. Kısacası hız ve adrenalin açısından herşey var. Kazalarında bile zevk alabileceğiniz türden bir yarış türü Nascar… Aşağıdaki videoyla (hiç seyretmeyenler için) bilgi edinebilirsiniz.
World Series Of Poker:
Ozan Erverdi
Heyecan, adrenalin, sevinç, üzüntü ,şans hepsi işte bu devasa turnuvada. 1973 ‘den beri Las Vegas ‘ın ‘Rio’ otelinde tam 55 turnuva gerçekleştirildi. Ve her senenin sonunda ‘Main Event’ turnuvası, dünyanın dört bir yanından gelen binlerce poker sever tarafından katılım görüyor. 1 ay boyunca süren amansız mücadelede, çeyrek final ve yarı finaller geçildikten sonra en fazla çipi olan 8 kişi final masasına oturmaya hak kazanıyor. Main Event ‘in 2006 yılındaki 1. lik ödülü 12 , 2007 de 8.2 ve 2008 de tam 9.1 milyon dolar ve tabiiki de WSP bilekliğidi.
WSP 1969 da gazino sahibi ve bir poker sever olan Benny Binion tarafından başlatılmıştır. Turnuvada pokerin en yaygın türü olan Texas Hold Em’ oynanıyor. 73′den beri yaklaşık 30 bin kişi bu turnuvada yer aldı ve 352.8 milyon dolarlık bir hasılat yapıldı. WSP ‘in Las Vegas’dan önceki tarihi ise San Antonio daki Reno Casino ’suna kadar dayanıyor. Daha sonra telif hakları 2004 yılında Harrah’s Entertaintment ve 2005 yılında da MTR Gaming Group tarafından alındı. Başta 10.000 dolar olan Buy-in ler bugünse sadece 5000 dolar. Yani 21 yaşınızı doldurduysanız ve cebinizde 5000 dolarınız varsa , Rio Hotel ‘ e gidip turnuvaya girebilirsiniz. Ya da yok ben okadar heyecana dayanamam evde oturup izlerim derseniz , Main Event ‘in yayınını ESPN ya da E2 ‘den izleyebilirsiniz.
İşte turnuvadan küçük bir kesit.
Bana kalırsa pokerseverler mutlaka bir göz atsın. Bu adamlardan öğrenecekleri çok şey var.
Kategori: İncelemeler | Etiketler: 1990, Breave Heart, fear and loathing in las vegas, Fifth Element, Fight Club, film, Forrest Gump, James Bond, Leon, Magnolia, Matrix, movie, ozan, oğuz, Private Ryan, Reservoir Dogs, sinema, Terminator
90′ların en iyi filmleri
Oğuz & Ozan
Bu incelememizde sizlere 1990-2000 arası seçtiğimiz en iyi 12 filmi ele alacağız.
Fear And Loathing In Las Vegas

1998 yapımı film, ismini ve temasını Hunter S. Thompson ‘un Fear and Loathing in Las Vegas: A Savage Journey to the Heart of the American Dream kitabından alıyor. Baş rollerde Johnny Depp ve Benicio del Toro var. Depp aynı zamanda hikayenin anlatıcısı ve yapımdada Patrick Cassavetti, Laila Nabulsi ,Stephen Nemeth’a yardım ediyor. Film 2 illegal ilaç satıcısının bu ilaçları uyuşturucu niyetine Las Vegas da satmaya çalışmaları üzerine. Ancak Raoul Duke(Depp) ve Dr. Gonzo(del Toro) eski uyuşturucu kullanıcılarıdır, Vegas’a giderken satacakları uyuşturucuların bir kısmını yolda alırlar. Ve her şey burdan sonra bu iki kendinde olmayan adamın gözünden anlatılır. Cassavetti öyle başarılı bir iş çıkarmıştır ki izlerken triplere bile girebilirsiniz. Komediyle dramın en iyi birleştiği film işte Fear and Loathing In Las Vegas listemizde yer buluyor.
Braveheart

Mel Gibson’ ın yönettiği ve oynadığı Braveheart (Cesur yürek) 1996 yılında çekilmiştir. Tam 10 dalda aday olduğu Oscar’ ları kazanmıştır. Filmde William Wallace adlı karakterin bir İskoçyalı olarak İngilizlere karşı başlattığı ayaklanmayı konu alır. Amacı İskoçya’ yı özgürlüğüne kavuşturmaktır. Hüzünlü sonuyla herkesi etkileyen bu yapım beyaz perde tarihinde en önemli eserlerden biridir. Bizde bu önemli eseri listemizde görmeden edemezdik.
007:Goldeneye

İşte bize göre tarihin en iyi 2 Bond filminden biri. 1995 yapımı Goldeneye, Pierce Brosnan baş rolde olmak üzere tam 58 milyon dolarlık bir yapım. The Mask of Zoro , No Escape gibi ödül alan yapımpların sahibi , yönetmeni Martin Campbell, bu filmle BMI ( en iyi görsel efekt ve en iyi soundtrack adaylığı) kazandı. Ayrıca film BAFTA’da 2 daldan aday gösterildi. Licence to Kill (1989) filminden sonra uzun bir sessizlik dönemine giren 007 serisi Golden Eye ile adeta patlama yaptı . Dünya çapında 350.7 milyon dolar hasılat yapan film , tam bir 007 klasiği. Hikayesi sovyetlerle işbirliği yapan Colonel Arkady Ourumov (Gottfried John) ‘Bank Of England’ daki tüm paraları internet yoluyla hesabına aktarıp ‘GoldenEye’ uydu silahlarıyla ingiltereyi yok etme çabasında. Ancak Bond, herzamanki gibi hem Natalya Simonova, (Izabella Scorupco(Bond kızı)) ‘yı hemde İngiltereyi kurtarır. Sürükleyici hikayesinin yanında yılına göre çok daha ileri görsel efektlerle sizi etkiliyebilir. Golden Eye, kaçırmamanız gereken Bond filmlerinden biri.
The Fifth Element

1997 yılında yapılan The Fifth Element’in (5. element) başrollerini Bruce Willis, Gary Oldman ve Milla Jovovich oynamıştır. 80 milyon dolar”a yapılan film dönemine göre müthiş efektler vaat etmektedir. Zaten bunun karşılığını da En iyi efekt dalında Oscar alarak elde etmiştir. Dönemine göre çok ileri görüşlü bir film olan The Fifth Element bilim-kurgu dalında en etkileyici filmlerden biridir. Dünya’ ya yapılacak olan dünya dışı saldırıların engellenmesi için yapılan 5 element’in (hava, su, ateş, toprak, leeloo(M.Jovovich) etkisi anlatılmaktadır. Küçüklüğümüzde usanmadan 20 kere izlediğimizi söylememiz filmin bilim-kurgu severler için ne kadar kaliteli olduğunu kanıtlar nitelikte olsa gerek.
Terminator 2 : Judgment Day

James Cameron ve Arnold Schwarzenegger bir araya geldiğinde gerçektende ortaya bir terminatör çıkıyor diyebiliriz. İşte bu muazzam film kesinlikle 90′ların en çok ses getiren filmlerinden biri. 1992 den itibaren aksiyon filmlerinin hangi filmi referans alacağını belirledi. Konusu şuanda vizyonda olan dizisindende hatırlayacağımız gibi insanlar ile onların yarattığı makineler arasındaki savaş nedeniyle dünyada ‘Armageddon’ olacaktır yani her yer nükleer bomba yağmuruna tutulacaktır. John Connor(Edward Furlong) , Sarah Connor(Linda Hamilton) ve Terminator(Arnold Schwarzenegger) bu kaderi değiştirmek için geçmişe döner. Ancak onları davetsiz bir misafir takip etmiştir. Terminator den daha gelişmiş bir robot olan T-1000 bu 3 lünün başına açmadık dert bırakmaz. Terminator 2, gerilimli dakikaları aksiyon dolu sahneleri ve zengin görsel efektleriyle listemizde yerinin buluyor.
The Matrix

Başrollerini Keanu Reeves ve Laurence Fisburne’ ün paylaştığı bilim kurgu filmi The Matrix 1999 yılında vizyona girmiştir. Film 63 milyon dolar’a hazırlanmış ve 460 milyon dolar hasılat elde etmiştir. Filmin konusuna gelecek olursak; herşey bir bilgisayar programcısı olan Thomas Anderson’ un (Neo) Matrix’i araştırmasıyla başlar. Bu konuda uzman olan Morpheus’ un tayfaları tarafından bulunan Neo’ ya Matrix’ in sanal bir gerçeklik olduğu anlatılır. Böylece Morpheus ve tayfası gerçek dünyada insanları robotların pilleri gibi kullanılmasını önlemek amacıyla Matrix’ i yok etmeye çalışırlar. Ancak buna engel olmaya çalışan üstün güçlü ajanlar olacaktır. Bilim-kurgu filmlerinde belkide yeni bir çağ açan Matrix’ in bu ilk filmini listemize almakdan hiç çekinmiyoruz.
Magnolia

Daha önce konusu olmayan bir film izlemişmiydiniz ? Cevabınız hayırsa Magnolia yardımınıza yetişecektir. İşte Paul Thomas Anderson ‘ın gözünden tesadüfler ve efsaneler alemine bir bakış. 12 birbirinden haberi olmayan ancak hepsinin aralarında bağ bulunan karakterin hikayesi dram üzerine kurulmuş. Takip ederken gerçekten zorlanacaksınız. Film tam 188 dakika uzunluğunda. İşte size karakterler arası ilişkiyi özetleyen bir tablo:

John C. Reilly,Tom Cruise ve daha birçoğu bu filmde. Şunun üzerinden geçmeden edemeyeceğim ki Earl ‘ü canlandıran Jason Robards filmin sonunda ölür. İlginçtir ki Film çekildikten 1 yıl sonra Robards, 2000 yılında kalp rahatsızlığından ölür. Tamda tesadüfler üzerine çektiği filmden sonra… BFCAA,Grammy,SAGA ödüllerinde toplam 7 dalda aday gösterilen bu film izlemeniz gerekenler arasında.
Fight Club

Fight Club’ın (Dövüş Kulübü) başrollerini Brad Pitt, Edward Norton ve Helena Bonham Carter paylaşmaktadır. 1999 yılında çekilen film Chuck Palahniuk’ un romanından çekilmiştir. 100 milyon dolar hasılat elde eden film kitaba yakışır derecede kaliteli bir filmdir. En iyi ses dalında Oscar adayı olmuştur. Getirdiği başarılar sonucunda video oyunu da çıkan Fight Club 90′ ların iyilerinden biriydi.
Forrest Gump

Tom Hanks’ in başrolünü oynadığı Forrest Gump tam bir klasiktir. 1994 yılında ABD’ de çekilmiştir. Aday olduğu 6 dalda Oscar’ ı kazanmıştır. 677 milyon dolar’ lık hasılatı ile çok büyük bir yapımdır. Filmde gerizeka seviyesinde olan Forrest Gump’ ın ilginç başarıları konu alınmaktadır. Tom Hanks’ ın olağanüstü performansı sayesinde daha da güzelleşen bu film kesinlikle seyredilmelidir. Seyretmeyen çok şey kaçırır bizden söylemesi.
Reservoir Dogs

Quentin Tarantino’ nun yönettiği 1992 yapımı Reservoir Dogs (Rezervuar Köpekleri) sinema dünyası tarafından ilk olarak ağır eleştirilere mağruz kalmıştır. Çünkü filmde kanlı, şiddet sahneleri çok fazlaydı. Senaryo çok karışık ve hiçbirşey anlaşılmıyordu. Ancak zamanla bu eleştiriler yerini övgüye devretti. Filmde Joe Cabot, mücevher mağazasını soymak amacıyla bir tim hazırlamaya başlar. Kendilerine “Reservoir Dogs” kod adını verirler. Soygun planlanır ancak istedikleri gibi gitmez. Kurdukları ekipte bir de polis vardır. Daha sonra ekipte kimin polis olduğu kargaşıyla herkes birbirine silah çekmeye başlar. Suç / dram severler için çok şey ifade eden bu film izlenmeye değer.
Saving Private Ryan

1998 yapımı, Steven Spielberg tarafından yönetilen Saving Private Ryan (Er Ryan’ ı Kurtarmak) 2. Dünya Savaşı konulu savaş filmidir. Başrolünde Tom Hanks olan film savaşın kötü yönlerini hüzünlü bir şekilde göstermektedir. Normandiya Çıkarması sırasında er Ryan’ ı (diğer üç kardeşi ölen bu asker için savaşmama kararı alınmıştır.) bulma ve evine geri yollama amacını üstlenen bir bölüğün yaşadıkları anlatılır. 2. Dünya savaşının vahşiliğini ve dramını gözler önüne seren bu film aynı zamanda bir kahramanlık öyküsüdürde. İzlerken pek çok duyguyu hissedeceksiniz ve savaşın acı yanını bir kez daha göreceksiniz.
Leon The Professional

Luc Besson tarafından yönetilen 1994 yapımı “Leon The Professional” en duygusal filmlerden biridir. Başrollerini Jean Reno, Gary Oldman ve Natalie Portman paylaşmaktadır. Leon suikastçi olan çok sert ve işini yapan biridir. Ancak hiç beklemediği bi olay olur. Tek amacı öldürmek olan Leon apartmanında küçük bir kızla tanışır ve hayatı değişir. Filmin asıl konusu kendinden küçük ya da büyük birine aşık olmaktır. Konusuyla çok sıkıcı gibi gelse de en etkileyici filmlerden biri olan Leon The Proffessional kesinlikle seyredilmelidir.
Oğuz & Ozan olarak hatırladığımız önemli filmleri böylece bitirdik. Bu listeye sokamadığımız birçok film vardı tabiki. Sizlerden de yorumlarınızı bekliyor, hoşunuza giden 1990-2000 yılı arası filmleri yazmanızı bekliyoruz. Saygı ve sevgilerimizle…
Kategori: İncelemeler | Etiketler: axl rose, chinese democracy, guns n' roses, hard rock, Izzy stradlin, oğuz özer, slash
GUNS N’ ROSES
Oğuz Özer
1985 yılında ABD / Los Angeles’ da Axl Rose, Izzy Stradlin, Tracii Guns, Ole Beich ve Rob Gardener tarafından kurulmuştur. İleriki zamanlarda Tracii, Ole ve Rob’ un ayrılmasıyla gruba efsanevi isim Slash, Duff McKagan ve Steven Adler dahil olmuştur. Grup ilk albümünü, “Appetite For Destruction” 1987 yılında yayınladı. İlk albümle beraber grup inanılmaz bir yükselişe geçti. Albüm dünyada 25 milyon satarak büyük bir başarıya imza attı. Bu albüm tüm zamanların en çok satan bir gruba ait ilk albüm oldu. 80′ lerin en iyi hard rock albümü olarak değelendirilmiştir. Günümüzde dahi ilham kaynağıdır. Grup bundan sonra da boş durmayarak çok önemli single’ lar yayınlamıştır. ( Paradise City, Sweet Child O’Mine, Welcome to the Jungle) İleriki yıllarda da grup Amerika’ da Mötley Crue ile birlikte en çok konuşulan grup oldu. Şarkılarının yanı sıra skandallarıyla da ünlenmeye başladılar. Axl Rose’ un Vince Neil’ le tartışmaları, seyircilerle yaşadıkları ve tutuklanması bunlardan sadece bazıları. Ama hiçbirşey Axl Rose’ u durdurmaya yetmiyordu. 90-95 yılları arasında ” Use Your Illusion I /II ” albümlerini çıkardılar. Özellikle “You Could Be Mine” ve “Don’t Cry(single)” çok büyük ilgi gördü. Tam anlamıyla Amerika’ da fırtına estiriyorlardı. Önlerine gelen tüm ödülleri kazanır hale gelmişlerdi. Bu yıllarda grup kurucularından Izzy Stradlin gruptan ayrıldı. Yerine Gilby Clarke geldi. Ancak Guns N’ Roses fırtınası bir türlü dinmek bilmiyordu. Grup ” November Rain, Don’t Cry, Live And Let Die, Knockin’ on Heaven’s Door, Yesterdays, Estranged” gibi klasik olacak single’ larını çıkardı. 1992 yılında Guns N’ Roses & Metallica turneleri başladı ve Metallica alt grup olarak sahneye çıkıyordu. Bu yıllardan sonra grubun üyeleri yavaş yavaş dağılmaya başladı. 1994′ de Gilby Clarke, 1996′ da Slash ve 1997′ de Matt Sorum, 1998′ de ise Duff McKagan gruptan ayrıldı. Axl Rose bu dönemde boş durmayarak bir Best of albümü çıkardı. Ancak bu atılım grubun toparlanmasını sağlayamadı. 1996 dan 1999′ a kadar Guns N’ Roses sessizliğe büründü. 2000′ in başında Axl Rose çalışmalara tekrar başlayarak yeni bir kadro kurdu. Paul Huge Tobias (ritim gitar), Tommy Stinson (bass gitar), Robin Finck (gitar), Buckethead (gitar), Brain Mantia (davul) ve Dizzy Reed (klavye) Guns N’ Roses’ ın yeni kadrosunu oluşturdu. Bu yıl “Chinese Democracy” için çalışmalara başlandı. 2000′ lerin başında grup böylece tekrar toparlanmaya başladı ve birçok konser verdi, dünya turnelerine çıktı. Ancak yeni albümleri “Chinese Democracy” 2008 yılına kadar bir türlü yayınlanamadı. Bu tarihe kadar grup konserler ve bazı single’ larla idare etti. Bu konserlerden biride ülkemizde, Kuruçeşme Arena’da gerçekleştirildi. Bu konserde sürpriz olarak grubun eski üyelerinden Izyy Stradlin’de konuk sanatçı olarak yerini aldı. Ayrıca Guns N’ Roses’ a Kid Rock ve Sebastian Bach gibi ünlüler de eşlik etti. Ve son olarak 2008 yılında “Chinese Democracy” albümü çıkarıldı.
Benim yorumlarıma gelecek olursak, birçok şarkısıyla çok sağlam bir gruptur GNR. Özellikle Slash ve Axl Rose gerçektende müthişlerdi. Eski yıllarında gerçekten efsane olan grup, bence son yıllarında çok kötüler. Özellikle Chinese Democracy albümü beklediklerimi hiç karşılayamadı. İçinden 1 ya da 2 müzik kulağa hoş geliyordu. Bu benim düşüncem tabiki ama GNR’ ın adına yakışacak bir albüm değildi açıkçası. Kendi müziklerine hitap etmeyen garip bir albüm gibi geldi bana. İleriki yıllarda umarız daha güzel albümlerle karşımıza çıkarlar. Varsa tersini düşünen buyrun yorumlarınızı söyleyin…
Kategori: İncelemeler | Etiketler: Ozan Erverdi, Rainbow, Ritchie Blackmore, Ronnie James Dio
Rainbow
Ozan Erverdi

Bu yazımda Rock tarihinde belki göz ardı edilen , sesi çok duyulmayan ancak benim en sevdiğim gruplardan biri olan Rainbow topluluğunu anlatacağım.
1974 yılında grubun bel kemiği olan Ritchie Blackmore , Deep Purple grubundan ayrıldığını açıkladı. O sıralarda Ronnie James Dio (vokal) , ‘Elf ‘ adlı blues/rock grubunda çalıyordu ve sahneye Deep Purple ‘ın alt grubu olarak çıkıyordu. Dio ‘nun sesinden etkilenen Blackmore yeni grubu ‘Rainbow’ u kurmaya karar verdi. Bu grup Blackmore açısından çok iyi olmuştu, artık istediği şeyi istediği gibi yapıyordu. İlk albümleri ‘Ritchie Blackmore’s Rainbow’ 1975 yılında ‘Man On The Silver Mountain’ çıkış parçası olmak üzere piyasaya çıktı. Blackmore, gruba Cozy Powell ( davul), ve Jimmy Brain ( bas gitarist) ‘i kattı. Bu elemanlarla çıkarılan 2. Rainbow albümü ‘Rising’ , 1. sinden çok daha fazla ses getirdi. Grup bu albümden sonra Amerika ve Avrupada turnelere çıkıp 50 nin üzerinde konser verdi ( o dönemler için gerçekten fazla). Grup elemanlarıyla sürekli değişiklik yapan Blackmore sonunda klavyeye David Stone ‘u ,bas gitara ise Bob Diasley ‘i getirdi. Blackmore grubu dünya çapında bir topluluğa dönüştürmek istiyordu , anca Dio onunla aynı fikirde değildi. Anlaşmazlıklar sonucu Dio grubu terk etti ve Blackmore yeni bir vokal arayışına girdi. Ozzy Osbourne, Ian Gillan gibi isimleri düşündü ancak en son kararı dönemin ünlü vokallerinden biri olan Graham Bonnet oldu. Blackmore grubun sesini hala beğenmiyordu. Stone ‘u ve Diasley’i kovup yerine Don Airey’i ve Roger Glover ‘ı aldı, ilginçtir ki Blackmore , eski bir Deep Purple bas gitaristi olan Roger Glover ‘ı o dönemde kovmuştu. ‘Down To Earth’ ve ‘Difficult To Cure’ albümlerinden sonra nihayet Blackmore istediği başarıyı yakalamıştı. Ancak bu sefer sorun çıkartan Bonnet ‘ti. Glover ve Blackmore ‘un egolarına dayanamıyıp gruptan çıkan Bonnet’in yerine Blackmore amerikan vokal Joe Lynn Turner ‘ı gruba kattı. Rainbow’un 6. albümü olan ‘Straight Between The Eyes ‘ MTV tarafından en iyi rock albümü ve Bilboard dergisi(Amerikada gayet prestijli bir dergi) tarafından 1. seçildi. Hemen 1 yıl ardından bir sonraki albüm ‘ Bent Out Of Shape’ piyasaya çıktı. Grup son albümünü 1995 yılında ‘Stranger In Us All’ oldu ve bundan 2 yıl sonra grup dağıldı. Herkes kendi yoluna gitti desek yeridir ki bunlara anlatmaya zaman yetmez. İşte Rainbow ‘un hikayesi bu. Benim görüşlerim ise Rainbow çok geriye atılmış ve haksızlık yapılmış bir gruptur. Sadece Blackmore ‘u seviyorsanız bile dinlemeniz yeterli. Önericeğim albümleri ‘Bent out of Shape ‘ dışındaki tüm albümleri. Bunun dışındaki her albüm çok özenli , %100 klasik rock ve Blackmore kalitesiyle.
Dinleyenlerin yorumları bekliyorum.
Kategori: İncelemeler | Etiketler: Deep purple, F.U.N.K, Glenn Hughes, Iommi, ozan

Bu yazımda size eski Deep Purple bas gitaristi ve şuanda solo çalışmaları yapan Glenn Hughes’ den bahsedeceğim. 1951′de Staffordshire ‘ın Cannock bölgesinde doğan İngiliz müzisyen,kariyerinde birçok isimle çalışıp birçok başarıya imza atmıştır. 65′ de müzik dünyasına atılan Hughes ‘un ilk durağı Finders Keepers adlı grup olmuş. 68′ yılında ilk single ını bu grupla çıkardıktan sonra 70 yılında Trapeze adlı grupla çalışmaya başlamış. 72′ de ara verip Deep Purple ‘a geçen Hughes burada dünya çapında tanınmaya başlamış. Deep Purple dağıldıktan sonra kariyerine Black Sabbath ‘ın ünlü gitaristi Tony Iommi ile çalışmalara başlamış. Dünya listelerinde ilk 200 e giren 3 albümden sonra Trapeze adlı grupla bir kaç canlı konser albümü çıkartıp solo çalışmalarına devam etmiş. Bunların yanında birçok ünlünün albümlerindede vokal/bas gitarist olarak yer almış ; Jon Lord, Tommy Bolin, Gary Moore, Geoff Downess, Asia, Whitesnake bunlardan sadece birkaçı. 80′li yılların başında uyuşturucunun pençesine düşen Hughes, hem sesini kaybetmiş hemde kariyerinin en karanlık dönemine girmiş. Ancak yaklaşık 5 yıl içerisinde adeta yeniden doğmuştur. Dahada iyi sesi ve daha başarılı albümleriyle geri dönen Hughes, uyuşturucudan kurtulmuş ve bu dönemlerde Tony Iommi ile ilk albümlerini çıkarmıştır.Hughes, 2000 ‘li yıllarada kalitesinden hiçbirşey kaybetmeyerek girmiştir.’Music For The Divine(2006) ‘ albümünde Red Hot Chili Peppers ‘ dan tanıdığımız Chad Smith(davul) ve John Frunscainte(gitar) Hughes’ a eşlik etmiş. Şahsi görüşlerimi soracak olursanız Glenn Hughes çok beğendiğim müzisyenlerden biri. Sadece güzel bas riffleriyle değil güçlü sesiylede sizi etkileyebilir. Kendisi aynı zamanda çok da iyi bir prodüktör ve besteci. Albümlerinin çok güzel alt yapıları var. Sağlam ve çarpıcı riffler kullanmayı tercih ediyor. Söz yazarlığıda oldukça iyi . Zaten sesi öylesine iyi ki buna okadar dikkat edemiyorsunuz. . Bana kalırsa en az bir kez olsun dinleyin.
İşte önerdiğim albümleri:
Solo:
Burning In Japan Live (1994)

Songs In The Key Of Rock (2003)

Music For The Divine (2006)

First Underground Nuclear Kitchen (2008 )

Iommi & Hughes:
Fused (2005)

Deep Purple:
Burn (1974)

Okuduğunuz için teşekkürler. Dinleyenlerden yorumlarını bekliyorum.
Ozan Erverdi.
Kategori: İncelemeler | Etiketler: Age of empires, Diablo, Doom, efsane, fifa, Half life, Mortal Kombat, NBA live, Need for speed, oyunlar, Red alert, Zelda
Bu yazımızda Oğuz & Ozan olarak sizlere 2000 yılından önce oyun dünyasına damgasını vuran , derinden etkileyici bazı efsane oyunlar hakkında görüşlerimizi dile getireceğiz ve bunlarla ilgili bilgi vereceğiz.
Mortal Kombat
Atari konsolundan başlayıp günümüzdeki PC’ ler dahil her konsola çıkan Mortal Kombat serisi gelmiş geçmiş en büyük serilerden biridir. Geçmişi 1992′ ye dayanan oyun dövüş oyunlarının atası niteliğinde. İlk defa kullanılan hareketli kombo ve animasyonları, kan efektleri ile efsane oyunlar arasındadır MK.

The Legend Of Zelda
Oyun dünyası belkide şu an geldiği noktayı işte bu oyuna borçlu. Nintendo tarafından geliştirilip yapılan bu puzzle-role playing-aksiyon karışımı oyun Electronic Arts firmasınında ilk yayınladığı oyunu olarak bilinir. Bu oyunu çok oynama şansını bulamadık, küçükkende hiç oynayamadık bu oyunu. Ancak oyun dünyasına pek çok yeniliği getiren bir oyun.

Doom
ID software tarafından 1993 yılında yapılan, FPS türünün öncülerinden olan Doom, çıktığı yıl tüm dünyada büyük hayretle karşılanmıştır. Yılına göre çok üst düzeyde grafik vaat eden oyun çok kısa süre içerisinde efsaneler arasına ismini yazdırmıştır. Çoklu oyuncu özelliği de veren Doom, Mars gezegeninde geçmektedir. İnsanların Mars’ daki üssünü tehdit eden yaratıklara karşı vereceğimiz mücadeleyi konu almaktadır. Günümüzde bile sıkılınca açabileceğimiz nadir oyunlardan biridir Doom.

Red Alert
İşte tüm strateji oyunlarının babası Command & Conquer : Red Alert. 1996 yapımı bu oyun WestWood Studios tarafından yapılıp Virgin Interactive tarafından dağıtılmıştır. Zamanının en ileri özelliklerine sahip oyunlarından biriydi. Bugün bile yükleyip oynadığınızda zevk alabileceğiniz türden bir oyun. Multiplayer desteğide olan RA kesinlikle bir Ms-Dos efsanesi.

Half Life
Sierra Studios tarafından yayınlanan, Valve Software tarafından geliştirilen Half-Life, Doom’ dan sonra FPS’ de çağ atlatan oyun olarak gösterilmektedir günümüzde. Oyun, karakterimiz olan Gordon Freeman’ ın gözünden Black Mesa tesisinde yapılan deneyin ters tepmesi sonucu başlayan hikayeyi konu almaktadır. Deney sırasında Xen gezegenine açılan vorteks yüzünden yaratıklar dünyaya akın etmeye başlar. Gordon Freeman olarakta görevimiz burda başlamaktadır. Devam oyunlarıyla da daha çok ilgi çekmeye başlayan Half-Life en çok ödül alan oyunlardan biri olma niteliğinide taşımaktadır. 98-99 yılları arasında 50′ den fazla “yılın oyunu” ödülünü alan Half-Life, 8 milyon satış rakamına ulaşmıştır (ayrıca devam oyunu half-life 2, 15 milyon adet satmıştır.) Her oynadığımızda bizi ürküten bir oyun Half-Life gerçekten. Hayatımızdaki en etkileyici oyunlardan biriydi ve o etkisini hala daha korumakta. Yarattığı farklı dünya ile sizi içine çeken konusuyla gerçek bir EFSANE’ dir HALF-LIFE.

Diablo
Kuşkusuz dünyanın en çok ses getiren action-role playing oyunudur Diablo. Blizzard Entertaintment tarafından yaratılan bu oyunu bugün bile binlerce kişi internet üzerinden oynuyor. Sanırız bu herşeyi açıklamaya yeter , fazla söze gerek yok. Müthiş temaları ve motifleri olan Diablonun konusu cennet ve cehennem arasındaki savaşdır. Zaten bu noktada bile Diablo sizi çekmeye yeter. Adeta WoW ‘la birlikte RPG oyunlarının önünü açmışlardır.Diablo kesinlikle es geçilmemesi gerekilen bir oyundur.

Age Of Empires 1-2
Microsoft tarafından dağıtılıp, Ensemble Studios tarafından 1997 yılında yapılan Age of Empires serisi, 1999 yılında yayınlanan Age of Empires 2: Age of Kings ile beraber strateji oyunlarında en büyük etki bırakan oyunlardan biridir. AoE’de taş devri – demir devri arasını, AoE2′ de orta çağı konu alan oyun günümüz strateji oyunlarının da altyapısını oluşturmaktadır. Campaign, skirmish, team deatmatch gibi modlarıyla değişik deneyimler sunan AoE serisi günümüzde de internet kafelerde halen daha oynanmaktadır. Bilgisayar oyunlarından hiç anlamayan birine sorsanız bile Age of Empires adını duymuştur. Konsol denince nasıl akla PlayStation geliyorsa, strateji denince de akla Age of Empires gelir.

NBA Live 95′
Nba Live 95′, spor oyunları çapında atılan önemli adımlardan biriydi. İlk kez tüm takımların yer aldığı , turnuvaların yapılabildiği, 2 kişilik multiplayer desteği ve windows destekli nba live oyunuydu. Her nekadar küçük yaşta oynadığımız için çokta iyi hatırlayamasakta gözümde hala en başarılı Sega yapımlarından biri olarak kalmıştır. Her büyük oyuncuya sorun,mutlaka NBA Live 95′ ı oynamıştır.

Fifa 98′
Electronic Arts’ı (ea sports) tanıdığımız oyunlardan biridir FIFA serisi. Bize futbol sevgisini aşılayan oyundur da aynı zamanda. Özellikle FIFA 98 bizi en çok etkileyen oyunudur FIFA serisinin. O zamana göre muhteşem grafikleri, gerçekten futbol oynuyormuşuz hissi veren fiziğiyle muhteşemdi. Şimdiki FIFA oyunlarına taş çıkarırcasına kaliteli bir oyundu arasında 11 yıl olmasına rağmen. Kısacası FIFA serisinin efsanesidir FIFA 98.

The Need For Speed : Road & Track
Anlatılması en zor oyuna geldi sıra. Bu oyun hakkındaki düşüncemizi yazıya dökmek oldukça zorki anlatamayız. Evet bahsettiğimiz oyun NFS serisinin başlangıcı ve halen daha bize göre en iyi oyunu olan, The Need for Speed Road & Track. PC ile ilk tanıştığımızda onla beraber tanıştığımız ilk oyundur NFS R&T. Hatta bizim için PC deki en iyi yarış oyunu hala NFS R&T dir. Bu oyundan aldığımız zevki birdaha başka hiçbir oyundan alamadık. Ea Canada yapımı olan bu muazzam oyun NFS ‘in 2005 ‘e kadar olan visyonunu belirledi ; hızlı ,egzotik arabalar + onları sürdüğümüz olağan üstü manzaralara sahip yollar + %100 eğelence.

Şimdi söz sizde, sizde yorumlarınızla kendi efsanelerinizi paylaşabilir ve bize katılabilirsiniz. Okuduğunuz için teşekkür ederiz. Sevgi ve saygılarımızla daha nice efsane oyunlara…
Ozan & Oğuz.
İngiliz rock grubu olan Queen, 1970 yılında Brian May (gitar-vokal), Roger Taylor (davul-vokal) ve Freddie Mercury (piyanist-solist) tarafından kurulmuştur. 1 yıl sonra da gruba John Deacon (bass gitar) dahil olmuştur. 70′ li yıllarda ünlenmeye başlayan grup dünyanın en iyi rock grupları arasında gösterilmektedir. Rock tarzında birçok eser vermişlerdir. (Hard-rock, arena rock, heavy metal, pop rock vb.) İncelemelere göre dünya çapında 298 milyon albüm satış rakamına ulaşmışlardır. Toplamda 18 albüm, 18 single ve 8 dvd’ si satış listelerinde 1 numaraya yükselmiş ve en çok satan gruplar arasına girmiştir. Grup en büyük başarısını opera rock tarzının ilk örneği olan “Bohemian Rhapsody” ile yaşamıştır. Bohemian Rhapsody İngiltere listelerinde 9 hafta boyunca 1 numara da kalarak uluslararası rekor kırmıştır. Bunun dışında birçok hit parçaya imza atmışlardır. (Killer Queen, We Will Rock You, We Are The Champions, You’re My Best Friend, Tie Your Mother Down ve birçoğu…) Daha sonra 1987 yılında Freddie Mercury’nin AIDS hastalığına yakalanması sebebiyle grup çalışmalarına ara vermiştir. Ancak korkulan olmuş ve bu amansız hastalığa yakalanan Mercury 24 Kasım 1991′ de zaatüre geçirmiş ve hayatını kaybetmiştir. Bu dönemden sonra Queen “Made in Heaven” albümü hariç tam anlamıyla durmuştur. 2004 yılından itibaren “Queen+Paul Rodgers” turneleriyle beraber çalışmalara tekrar başlamıştır.





